WEC 2016’ya Nükleer Enerji Damga Vurdu

Bu yıl 23. düzenlenen Dünya Enerji Kongresi (WEC) İstanbul’da gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’ın himayesinde gerçekleşen konferansa Rusya Devlet Başkanı Putin, Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev,  Venezuella Devlet Başkanı Maduro, KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Başbakan Binali Yıldırım ile çok sayıda bakan, üst düzey şirket temsilcisi, uluslararası kuruluş temsilcileri ve basın kuruluşu katıldı.

Uluslararası Enerji Ajansı Direktörü Fatih Birol’un da katıldığı açılış panelinde Nükleer Enerji damga vurdu. Yaptığı konuşmada küresel ısınma ve iklim değişikliği konferansında (COP21) ülkelerin koyduğu hedeflere dikkatleri çeken Birol, bu hedefleri gerçekleştirmede nükleer enerjinin vazgeçilmez bir seçenek olduğunu vurguladı. Bu sebeple gelecek yıllarda nükleer enerjiye yatırımların artmasını beklediklerini, senaryolarını bu beklenti özelinde gerçekleştirdiklerini söyledi.

fatih-birol-ieaKonferans sırasında Nükleer Enerjinin tartışıldığı bir de panel gerçekleştirildi. Panelde nükleer enerjinin günümüzdeki durumu ve gelecekte ki beklentileri konu alan bir tartışma ortamı oluştu.  Panele, günümüzde nükleer enerji alanında önde gelen ülke temsilcilerinin yanı sıra, OECD Nükleer Enerji Ajansı Başkanı ve Fukuşima Nükleer Santralinin sahibi TEPCO firması temsilcisi de katıldı. Panelde; Nükleer enerjinin COP21 hedeflerini tutturmak için en uygulanabilir seçenek olduğuna değinen katılımcılar, nükleer enerji hakkında olumsuz algıların azaltılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerektiğinin altı çizildi. Kurulum maliyetlerini azaltmak için kendini ispatlamış tasarımlara yönelmek gerektiği, örneğin Akkuyu Nükleer Santralinin kurulmadan önce 10 tane aynı modelde nükleer santral kurulduğu belirtildi. Nükleer santrallerin sadece kurulumunun yüksek maliyet gerektirdiği, buna karşın işletme maliyetlerinin düşük ve sabit olduğu, bu nedenle öngörülebilir bir elektrik üretim maliyetlerinin ortaya çıktığı belirtildi. Buna karşın yenilenebilir santrallerine sadece kurulum maliyeti olarak bakmamak gerektiği, bunun yanında iletim hatları ve yedek sistemleri de hesaba katılmasının gerektiği belirtildi. Nükleer enerjinin riskleri arasında sayılan radyoaktif atıkların aslında siyasi bir sorun olduğu, teknolojik açıdan çözülememiş bir problem olmadığı, karar vericilerin politik sebeplerle kararlarını geciktirdiği konuları üzerinde duruldu.

Katılımcıların değindiği konular şu şekildedir.

Kirill Komarov (Rosatom CEO yardımcısı, Rusya): Paris İklim Değişikliği Konferansında karar alındığı üzere 2oC hedefini tutturmak için CO2 salımlarının azaltılması gerektiğini, her ülkenin bu taahhütleri yerine getirecek çalışmalar yapmak zorunda olduğuna değindi. Enerji sektörü mevcut CO2 salılarımda önemli bir paya sahip olduğunu söyleyen Komarov, güneş ve rüzgâr enerjinin bu hedefleri tutturmada yeterli olmayacağını söyledi. Komarov, bu nedenle COP21 hedeflerinin olmazsa olmazı nükleer enerjidir dedi.

Komarov, yapılan çalışmaların gelecek yıllarda 1000 GW nükleer kapasitenin kurulacağına ilişkin bir öngörüyü ortaya koyduğuna değindi. 1980’lerde nükleer projelerin merkezinin AB ve ABD’de olduğunu, bu merkezin önümüzdeki 20 yılda Güneydoğu Asya’ya kayacağını belirtti. Bu açıdan nükleer güvenliğin olmazsa olmaz olduğuna değinen Komarov, denemiş teknoloji ve sistemlerin yeni projelerde tercih edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Novovoranezh nükleer santrali, 3+ nesil olarak işletmeye alınan en güvenli santral olduğunu söyledi. Güvenliğin yanında ekonomik verimde kendilerinin önceliklerinden olduğuna değindi.

Nükleere yeni giren ülkelere entegre çözüm önerileri getirilmesinin Rusya’nın öncelikli konularından biri olarak gördüklerinin altını çizdi. Diğer ülkelerde yaptıkları projelerde ülkelerin yasal, sanayi ve insan kaynakları altyapılarının geliştirilmesine yardım ettiklerini belirtti.

panel

Agneta Rising (World Nuclear Association Başkanı, Birleşik Krallık): Gerek iklim değişikliği gerekse ülkelerin enerji güvenliği açısından nükleer enerji unutulmaması gereken bir konu olduğunu söyledi. Şuanda uluslararası camiada yer aldığı üzere temiz enerji, hava ve su dendiği zaman yenilenebilir enerji ilk akla gelen çözüm önerisidir. Ancak fosil kaynaklardan sonra sera gazı salımı yapmayan en büyük enerji kaynağı nükleer enerji olduğunu ifade etti. Nükleer enerji, elektrik üretiminde dünyada yaklaşık %10, ABD’de %20 ve AB’de %28’lik paya sahip olduğuna değinen Rising, dünyada halihazırda 1,1 milyar insanın elektriğe erişemediği, her yıl 7 milyon insanın hava kirliliğinden öldüğünü belirtti. Bu sebeple nükleer enerjinin en önemli alternatif olduğu görüldüğünü söyledi. Nükleer enerjinin bu önemi Paris anlaşmasından sonra daha da ortaya çıkmıştır dedi. WNA’da yaptığımız çalışmalarda 2 oC hedefine ulaşmak için nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payının %17-18 seviyelerinde olması gerektiğine değindi. Bu açıdan ilerleyen yıllarda nükleer enerjinin payının artacağı öngörmekte olduklarını, ancak devlet desteğini bu ilerlemede önemli bir etken olarak zikretmek gerektiğini belirtti.

William D. Magwood (OECD-NEA Başkanı, Fransa): Bir önceki oturumda S. Arabistan enerji bakanı Al-Falih’in ifadesine atıf yaparak “enerji fiyatlarının yılsonunda ne olacağını ancak Allah’ın bileceği” sözüne katıldığını ifade etti. Aynen bu durum gibi bundan 10 yıl önce Kuzey ABD’de kaya gazı ve petrolü ya da Fukuşima kazasının olacağını tahmin edilemeyeceğine değindi. Bu gelişmelerin geleceği etkileyen önemli olaylardan (game changer) olduğunu belirtti. IEA’nın tahminlerine göre nükleer enerjinin payının 2040 yılına kadar 2,5 katına çıkması öngörülmektedir dedi. Bu ciddi yatırımların yapılması anlamı geleceğini belirtti. Ancak şu andaki ülke planları ve ekonomik verilere bakılırsa yenilenebilir santrallere ve akıllı şebekelere yapılacak yatırımlardan dolayı nükleere para kalmayacağını söyledi. Bu nedenle öncelikle ekonomilerin ya da piyasaların düzgün bir hale getirilmesi gerektiğine değindi. Piyasalardaki durum kötü iken Çin, Rusya ve Güney Kore’nin nükleere yatırım yapabildiğini ancak AB ve ABD’de problem olduğuna dikkat çekti. Bu gibi sorunları aşmak için “Small Modular Reactor”ler (SMR) gelecekte çözüm olabileceğine değindi. Ancak burada da düzenleme kurumlarının bu konuları regüle eden yasal ve teknik altyapılarını oluşturması gerektiğini belirtti. Bu da vakit alan bir çalışmadır dedi.

Jeff Benjamin (Westinghouse Başkan Yardımcısı, ABD): Westhinghouse’un (W) %100 bir nükleer enerji şirketi olduğuna değinen Benjamin, AP1000 nükleer güvenliğin en üst seviye de tutulduğu bir tasarım olarak W tarafından geliştirilmiştir dedi. Ayrıca Magwood’un vurguladığı SMR’lar üzerine de çalışmalarının bulunduğuna değindi. Paris anlaşması ile dünyanın gündemine gelen daha temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesine yönelik olarak çalışmalar yaptıklarını, nükleer enerjinin bu nedenle gelecekte daha yaygın şekilde kullanılacağını düşündüklerini belirtti. Ancak bunun olabilmesi için kamu desteğinin olması gerektiğine değindi. Nükleer güvenlik bu açıdan unutulmaması gereken en önemli parametrelerin başında geldiğine değinen Benjamin, nükleer enerjide tecrübeli ülke ya da firmaların yeni projelerde tercih edilmesi gerekir dedi. Bu nedenle W olarak uluslara arası projelerde yer almak istediklerini belirtti.

Lauri Virkkunen (Pohjolan Voima Oy CEO’su; Finlandiya): Kuzey ülkelerinin tecrübeleri hakkında bir konuşma yapmak istediğini ve Norveç, İsveç ile Danimarka’nın bu bölgedeki en büyük piyasalardan olduğunu belirtti. Kuzey ülkelerinin düşük karbon salımı yapan enerji sistemlerine sahip olmasına rağmen farklı politikalar belirlemiş olduğunun altını çizdi. Norveç’te büyük HES’ler bulunurken, Danimarka RES, İsveç ve Finlandiya ise nükleer enerji tercih edilmiştir dedi. Kuzey tarafta %90 oranında sera gazı salımı yapmayan elektrik üretimi olduğuna değinen Virkkunen, Kuzey ülkelerinde nükleer güvenliğin her zaman ilk sırada yer aldığını söyledi. Finlandiya, 2015 yılında nükleer güvenlik düzeyinin en yüksek olduğu ülke olarak ilk sırada yer almıştır dedi. Diğer taraftan, gerek toplumsal kabul gerekse nükleer güvenliğin bir gerekliliği olarak radyoaktif atıklar ve kullanılmış yakıtların yönetimini gerçekleştirmede pragmatist yaklaşımla İsveç ve Finlandiya’nın dünyaya öne ayak olduğuna değindi. Finlandiya’da derin jeolojik bertaraf tesisinin inşaat lisansı bu yılın başlarında alındığını ve tesisin inşasının devam ettiğini belirtti. Derin jeolojik bertaraf tesisinin 2020’de işletmeye alınacağı öngörülmektedir dedi. Bu açıdan sürdürülebilir bir nükleer yakıt çevrim politikasının olduğu ilk ülkelerin Finlandiya ve İsveç olduğuna değindi.

Naohiro Masuda (TEPCO NGS İşletmeden Çıkarma Müdürü, Japonya): Fukuşima kazasının etkilerinin 2020 yılına kadar ortadan kaldırılmasını hedeflediklerini, son iki yıldır, Fukuşima Daiçi Nükleer santralinin güvenli bir şekilde soğutulduğuna değindi.  Bunun akabinde sahanın tamamen radyasyondan temizlenmesi için çalışmalar başlayacaktır dedi. Kazanın yaşandığı zamandan günümüze kadar geçen süre içinde doğal radyasyon oranının azaltıldığını, bugün ölçülen değer yaklaşık olarak 0,3 mSv/gün dolaylarında olduğunu belirtti. Bölgede radyoaktif suların depolandığı 1000 tane tankın olduğunu, her tankın yaklaşık olarak 1000 m3 kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Her 3-4 günde bir tank inşa edilmektedir dedi. Burada depolanan suların radyoaktivite değerleri giderek azalmakta olduğuna,  bu durumun riski azalttığına dikkatleri çekti. Zarar gören 3 ünitenin tamamen işletmeden çıkarma fazına (sökülmesi ve sahanın temizlenmesi) geçmesi için çalışmaların devam ettiğini belirtti.

Qin Sun (Çin Ulusal Nükleer Şirketi Başkanı (National nuclear power corparation), Çin):  Çin’de farklı tiplerde reaktörlerin inşa edildiğini (mevcutta 33 reaktör) şuanda 22 000 MW kapasitenin kurulu olduğunu belirtti. Nükleer santraller kurulurken ve ilgili diğer tüm faaliyetlerde nükleer güvenliğin (nuclear safety) ve nükleer güvencenin (nuclear safeguard)  birinci öncelik olduğunu söyledi. Bunun yanında ekonomik verimliliğin büyük çerçevede göz ardı edemeyeceklerini belirtti. Bunun için nükleer güvenliği göz ardı etmeden ekonomik verimliliği artırmaya ilişkin ARGE faaliyetlerinin sürdürüldüğüne değindi. Bu çalışmalara ilişkin nükleer düzenleme faaliyetlerini de geliştirmeye yönelik çalışmaların devam edildiğini belirtti. Uluslararası piyasaya sunmak üzere Hualong-1 reaktörünün geliştirildiğini, bunun yanında 4. nesil reaktörlere yönelikte ARGE faaliyetlerinin de devam ettiğini söyledi.

 

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on VK