Türkiye’de Nükleer Düzenleyici Sistem Nasıldır ?

Nükleer Güvenlik ve Nükleer Düzenleyici Sistem*

*Mehmet CEYHAN (TAEK Nükleer Güvenlik Dairesi Başkanı)

Nükleer enerji, arz güvenliği açısından dünya enerji kaynakları arasında önemli bir yer tutan, bu kapsamda pek çok ülkenin uzun yıllardır kullandığı ve ülkemizin de önümüzdeki dönemde yararlanmayı planladığı bir enerji kaynağıdır. 1950’lerden beri çeşitli ülkeler nükleer santraller kurup işleterek nükleer enerjiyi elektrik enerjisi üretiminde önemli bir kaynak olarak kullanmaktadır. Nükleer santral kurulacak sahanın seçiminden santralin tasarımına, santralde kullanılacak ekipmanların imalatından santralin inşasına ve işletiminden sökümüne kadar bütün aşamalar boyunca ileri teknoloji uygulamaları gerektiren nükleer santraller bu yönüyle ülkelerin sanayilerinin gelişiminde de önemli rol oynamaktadır.

Nükleer santraller, enerji üretimi için gerçekleşen fisyon reaksiyonu sonucu ortaya çıkan fisyon ürünü olan radyoaktif maddeler dolayısıyla işletimleri sırasında ortaya çıkabilecek iyonlaştırıcı radyasyondan kaynaklanan risklere karşı nükleer güvenlik açısından sıkı bir şekilde düzenleyici kontrol altında tutulmaktadır. Düzenleyici kontrol her ülkenin kendi hükümranlık alanında uyguladığı ulusal nükleer düzenleme sistemi ile gerçekleştirilmektedir. Nükleer santrallerin işletimi sırasında ortaya çıkabilecek olan iyonlaştırıcı radyasyondan kaynaklanan risklerin sınır aşan özelliği dolayısıyla çeşitli uluslararası enstrü manlar ve organizasyonlar yardımıyla ulusal nükleer düzenleyici sistem desteklenmektedir. Bu çalışmada nükleer güvenlik ile bu alandaki ulusal ve uluslararası düzenlemeler ele alınmaktadır. Bu çalışma esas olarak nükleer güvenliğe odaklanmakla birlikte nükleer santraller, nükleer emniyet (nükleer madde ve nükleer tesislerin fiziksel korunması) ve nükleer güvence (nükleer silahların yayılmasının önlenmesi) kapsamında da nükleer düzenleyici kontrol altındadır.

  1. Nükleer Güvenlik

Nükleer enerjinin kullanımı sırasında iyonlaştırıcı radyasyon kaynaklı olası zararlı etkilerden nükleer enerjinin kullanıldığı tesiste çalışanların, genel halkın ve çevrenin korunması Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından nükleer güvenliğin temel amacı olarak tanımlanmaktadır. Bu amaca ulaşabilmek için nükleer santrallerin güvenli bir şekilde işletilmesi, olabilecek kazaların önlenmesi ve alınan önlemlere rağmen bir kaza olması durumunda bu kazaların sonuçlarının hafifletilmesini teminen nükleer santral sahasının seçiminden santralin sökümüne kadarki bütün aşamalarda uygun teknik ve idari tedbirler alınır. Nükleer güvenlik amacına ulaşmak için alınan teknik tedbirler arasında nükleer santralin temel güvenlik fonksiyonlarını yerine getirmek üzere tasarımlanması vardır. Bir nükleer santralin temel güvenlik fonksiyonları:

  • zincirleme nükleer fisyon reaksiyonunun etkin bir şekilde kontrol edilmesi,
  • reaktörün yeteri derecede soğutulması,

hem normal işletme durumlarında hem de olası kaza durumlarında oluşabilecek radyoaktif maddelerin çevreye salımının önlenmesi,

olarak sıralanmaktadır. Nükleer santrallerde yukarıda sayılan güvenlik fonksiyonlarını yerine getirmek üzere yedeklilik, farklılık, fiziksel ayrılık, güvenli-arıza, tek-arıza, ortak-nedenli-arıza gibi önemli ilkelere göre özel olarak tasarımlanmış sistemler bulunur. Bu sistemlere güvenlik sistemleri adı verilmektedir. Güvenlik sistemleri ve bu sistemleri oluşturan bileşenler genellikle 2 veya daha fazla sayıda yedekli ve aynı güvenlik fonksiyonunu yerine getirmek üzere birden fazla güvenlik sisteminin bulunması şeklinde tasarımlanır. Bu yedekli sistem ve bileşenler birbirinden tamamen bağımsızdır. Herhangi bir sistem veya bileşende olabilecek bir arıza, aynı işlevi yerine getiren ve onun yedeği olan diğer sistem veya bileşeni etkilememektedir. Yedekli sistemler farklı güç kaynakları ile beslenmekte, farklı ölçüm cihazları ve sinyal iletim hatları kullanmaktadır. Ayrıca, çalışma prensipleri de birbirinden mümkün olduğunca farklıdır. Böylelikle nükleer santralin herhangi bir sistem veya bileşeninde olabilecek bir arızanın kazaya dönüşmesi veya kaza sonucunun hafifletilmesi garanti altına alınmaktadır.

res 1

 

Nükleer santrallerde güvenlik önlemleri “Derinliğine Savunma Stratejisi” çerçevesinde alınır. Bu strateji santralin nükleer güvenlik hedeflerinin zarar görmesini ve santral içerisinde herhangi bir sebeple oluşabilecek radyoaktif maddelerin dışarıya çıkmasını engelleyecek iç içe geçmiş bir dizi önlemin alınması olarak tanımlanabilir. Derinliğine savunma stratejisi beş seviyeli olarak düzenlenmiştir.

  1. Seviye: Normal işletme koşullarından sapmaların ve bu sapmalara neden olabilecek arızaların önlenmesi,
  2. Seviye: Anormal işletme durumlarının kontrolü, arızaların tespiti ve arızaların kazaya yol açmalarının önlenmesi,
  3. Seviye: Kazaların tasarım esasları içerisinde kontrolü ve ciddi bir kazaya dönüşmesinin önlenmesi,
  4. Seviye: Ciddi kazanın gerçekleşmesi durumunda, kazanın daha fazla büyümesinin önlenmesi ve kaza koşullarının sonuçları hafifletecek şekilde kontrol altında tutulması,
  5. Seviye: Santral dışına ulaşabilecek radyoaktif maddelerin radyolojik sonuçlarının hafifletilmesi.

 

Nükleer santrallerde ortaya çıkabilecek radyoaktif maddelerin reaktör içerisinde tutulmasını sağlayan ardışık “fiziksel bariyerler” bulunmaktadır. Bu bariyerler kademeli olarak nükleer reaktörde fisyon sonucu ortaya çıkan radyoaktif maddelerin çevreye salımını önler. Sonuçta radyoaktif maddelerin çevreye salımı ancak yakıt zarfının hasar görmesi, reaktör soğutma devresinin ve koruma kabının bütünlüğünün kaybedilmesi durumunda mümkün olabilir. Nükleer santrallerin güvenlik sistemleri bu koşulların oluşmasını engelleyecek şekilde tasarımlanır ve işler.

Nükleer santrallerde radyoaktif maddelerin dışarıya salımını engelleyen fiziksel bariyerler

  1. Nükleer yakıt,
  2. Nükleer yakıt zarfı,
  3. Reaktör kazanı ve reaktör soğutma sistemi,
  4. Koruma kabı,

  • 2) Ulusal Nükleer Düzenleyici Sistem

Nükleer santrallerde nükleer güvenliğin tam olarak sağlanmasından birinci derecede santralin işleticisi sorumludur. Bu sorumluluk hem uluslararası düzenlemelerle hem de ulusal yasal düzenlemeler ile tanımlanmıştır. Buna ilave olarak nükleer santral işleticilerinin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmelerini garanti altına almak amacıyla lisanslama ve denetim altında faaliyet yürütürler. Lisanslama ve denetim faaliyetlerini yürütmek üzere nükleer santral bulunan her ülkede bir nükleer düzenleyici kurum kurulmakta ve görev, yetki ve sorumlulukları bu çerçevede tanımlanmaktadır. Düzenleyici kurumlar temel olarak aşağıdaki faaliyetleri yürütür:

  1. Nükleer güvenliğin sağlanması için uyulması gereken mevzuatı geliştirmek,
  2. Mevzuat hükümlerine uygun olarak nükleer santrallerin lisanslamasını yapmak,
  3. Lisanslama sırasında işletici tarafından sunulan belgeleri gözden geçirmek ve değerlendirmek,
  4. Lisans verdiği tesis ve faaliyetin mevzuat hükümlerine ve lisans koşullarına uygun yürütüldüğünü teyit etmek amacıyla denetimler yapmak,
  5. Yapılan denetimler sonucunda uygunsuzluk tespit etmesi durumunda yaptırımlar uygulamak.

 

Bu temel faaliyetlerin yanı sıra düzenleyici kurumlar acil durum yönetimi ve radyoaktif atık yönetimi gibi hususlarda da ulusal sistem içerisinde kendisine verilen görevleri de yerine getirir. Nükleer düzenleyici kurumlar yukarıda sayılan temel faaliyetlerini;

  • nükleer santral kurulacak sahanın doğru seçildiğinden,
  • nükleer santralin tasarımının dayanacağı saha özelliklerinin doğru tespit edildiğinden,
  • nükleer santralin tasarımının seçilmiş olan sahanın özelliklerine uygun olarak yapıldığından,
  • nükleer santralde kullanılacak önemli ekipmanların uygun kalite standartlarında imal edildiğinden,
  • nükleer santralle ilgili inşa ve montaj faaliyetlerinin uygun şekilde gerçekleştirildiğinden,
  • nükleer santralin mevzuat hükümlerine ve lisans koşullarına uygun olarak işletildiğinden,
  • nükleer santralin işletim ömrü sonunda uygun şekilde söküldüğünden,
  • nükleer santralin işletimi sırasında çalışanların, halkın ve çevrenin iyonlaştırıcı radyasyonun olası etkilerine karşı korunduğundan,
  • nükleer santralin işletimi sırasında olabilecek acil durumlarla ilgili uygun tedbirlerin planlandığından ve gerektiğinde uygulandığından,
  • nükleer santralin işletimi sırasında ortaya çıkabilecek olan radyoaktif atıkların uygun bir şekilde yönetildiğinden, emin olmak üzere yürütmektedirler.

Nükleer düzenleyici kurumlar faaliyetlerini etkin olarak yürütebilmeleri için esas olarak aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır:

  1. Bağımsızlık: Nükleer düzenleyici kurumlar nükleer güvenliği ilgilendiren kararlar alırken nükleer enerjiyi kullanan veya kullanımını teşvik eden kişi, kurum ve kuruluşlar ile bağlantısız olmalıdır.
  2. Açıklık ve Şeffaflık: Nükleer düzenleyici kurumlar nükleer güvenliği ilgilendiren kararları ile ilgili olarak tüm ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile kamuoyunu yeterli derecede bilgilendirmelidir.
  3. Yetki: Nükleer düzenleyici kurumlar yasal olarak nükleer güvenlikle ilgili karar alma konusunda tek başına yetkili olmalıdır.
  4. Yetkinlik: Nükleer düzenleyici kurumlar nükleer güvenliği ilgilendiren kararlar alırken yeterli teknik ve idari bilgi ve beceriye sahip olmalı, bunun için gerekli insan kaynağı ve mali güce sahip olmalıdır.
  5. Bilgi alma yetkisi: Nükleer düzenleyici kurumlar işleticilerden nükleer güvenlikle ilgili karar almaları için gereken bütün bilgileri isteme ve alma yetkisine sahip olmalıdır.
  6. Uzmanlığa erişim: Nükleer düzenleyici kurumlar gerektiğinde teknik ve hukuki konularda kurum dışı uzmanlığı kullanma ve hizmet satın alma yetkisine sahip olmalıdır.
  7. Uluslararası yükümlülükleri yerine getirme: Nükleer düzenleyici kurumlar kendilerine verilen görevler çerçevesinde ülkenin taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmeler kapsamındaki ulusal yükümlülükleri yerine getirebilecek bilgi ve kapasiteye sahip olmalıdır.
  8. Diğer ulusal ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği: Nükleer düzenleyici kurumlar nükleer güvenlik alanında faaliyet yürüten uluslararası kuruluşlarla (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, OECD Nükleer Enerji Ajansı gibi) ve nükleer enerji ile ilgili diğer düzenleyici faaliyetleri yürüten ulusal kurum ve kuruluşlar ile (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, gibi) işbirliği ve koordinasyon için uygun yetki ve mekanizmalara sahip olmalıdır.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Lisanslama ve Denetim

Ülkemizde nükleer düzenleyici kurum olarak 1956 yılında Atom Enerjisi Komisyonu olarak kurulan ve 1982 yılında 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu ile kurulan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) adını alan TAEK yetkilendirilmiştir. Bu yetki kapsamında ülkemizde kurulacak olan bütün nükleer santraller nükleer güvenlik, nükleer emniyet ve nükleer güvence kapsamında TAEK’in düzenleyici kontrolü altında kurulup işletileceklerdir.

TAEK nükleer düzenleyici kontrol faaliyetleri kapsamında nükleer santraller için üç aşamalı lisanslama süreci tesis etmiştir. Nükleer Tesislere Lisans Verilmesine İlişkin Tüzük’te detaylandırılan bu süreçte üç ana kademeye ilave olarak ara izin ve onaylar da mevcuttur. Nükleer santral kurup işletmek için TAEK’ten aşağıdaki lisansların alınması zorunludur:

  1. Yer Lisansı:

Nükleer santral kurulacak sahanın nükleer santral kurulumuna uygun olup olmadığına bakılır. Ayrıca sahanın deprem, tsunami, meteoroloji, insan kaynaklı dış olaylar gibi tesisin tasarımını etkileyen özellikleri bu aşamada belirlenir. Bu aşamada nükleer santral kurucusu sahanın nükleer santral kurulumuna uygun olduğunu gösteren Yer Raporunu ve sahada yaptığı ayrıntılı araştırmaların sonucu ile birlikte yerle ilgili tasarım parametrelerinin değerlerini gösteren Saha Parametre Raporunu hazırlar ve TAEK’e sunar.

  1. İnşaat Lisansı:

Kurulması planlanan nükleer santralin seçilen sahanın özelliklerine ve nükleer güvenlikle ilgili mevzuatta belirlenen gereklere uygun olarak tasarımlandığı kontrol edilir. Bu aşa mada nükleer santral kurucusu tesisin tasarım bilgilerinin ve öngörülen işletme olayları ile kazalara karşı nasıl davrandığını gösteren Ön Güvenlik Analizi Raporunu hazırlar ve TAEK’e sunar.

  1. İşletme Lisansı:

İnşaat ve montaj faaliyetlerinin tamamlanmasından sonra santralde gerekli işletmeye alma testleri yapılır ve bunların sonuçları ile birlikte hazırlanan Son Güvenlik Analizi Raporu TAEK’e sunulur. Bu aşamada inşa edilen tesisin tasarıma uygun bir şekilde inşa edildiği, mevzuatta tanımlanan nükleer güvenlik gereklerini yerine getirdiği ve güvenli bir şekilde işletilebileceği kontrol edilir.

res 3

Yukarıda bahsedilen ana lisanslama aşamalarına ilave olarak nükleer santral kurulumu boyunca sınırlı çalışma izni, nükleer yakıtın tesise getirilmesi izni, yakıt yükleme ve deneme işletmelerine başlama izni gibi ara izinler de lisanslama sürecinde yer almaktadır.

Lisanslama, nükleer santralin güvenli ve emniyetli bir şekilde tasarımlandığını, inşa edildiğini ve işletildiğini garanti altına almada önemli bir araçtır, ancak bu amaç için tek başına yeterli değildir. TAEK nükleer tesislerin kurulumu boyunca ve işletimi sırasında yürütülen bütün faaliyetlerde nükleer güvenliğin sağlandığını ve mevzuat hükümleri ile lisans koşullarına uyulduğunu teyit etmek için denetimler de yapmaktadır. TAEK denetimlerini planlı veya plansız olarak, haberli veya habersiz olarak gerçekleştirmektedir. TAEK denetimleri nükleer santral kurulacak olan sahanın seçiminden başlayarak santralin sökümüne kadar bütün aşamaları ve nükleer santral kurucusu/işleticisi ile nükleer santrale ekipman sağlayan bütün tedarikçileri kapsamaktadır.

 3) Uluslararası Nükleer Güvenlik Düzenlemeleri

Nükleer santrallerin işletimi sırasında ortaya çıkabilecek olan iyonlaştırıcı radyasyondan kaynaklanan risklerin sınır aşan özelliği dolayısıyla çeşitli uluslararası enstrümanlar ve organizasyonlar yardımıyla ulusal nükleer düzenleyici sistem desteklenmektedir. Bu enstrümanlar ile nükleer güvenlik, nükleer emniyet ve nükleer güvence alanında taraf ülkelerin birlikte çalışmalarıyla küresel anlamda da bir anlayış birliği ve üst seviye hedeflenmektedir. Nükleer güvenlik, nükleer emniyet ve nükleer güvence alanındaki önemli uluslararası enstrümanlar aşağıda listelenmiştir:

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Anlaşma (Treaty on the Non-proliferation of Nuclear Weapons (NPT)): 1970 yılında yürürlüğe giren anlaşma ile nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nükleer enerjinin insanlığın refahı için barışçıl amaçlarla kullanılmasının teşvik edilmesi hedeflenmiştir. Anlaşmaya taraf olan ve anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte nükleer silah sahibi olmayan ülkeler o tarihten sonra da nükleer silah sahibi olmayacaklarını taahhüt etmişler, bu taahhüt karşılığında o tarihte nükleer silah sahibi olan ülkeler nükleer silahlarını azaltacaklarını nükleer enerjiden barışçıl amaçlarla yararlanmaları için nükleer silah sahibi olmayan ülkeleri destekleyeceklerini taahhüt etmişlerdir. Ülkemiz NPT’ye taraftır.

 

Türkiye ile UAEA Arasında NPT Antlaşmasına İlişkin Olarak Güvenlik Denetimi Uygulanmasına Dair Anlaşma (Agreement Between the Government of the Republic of Turkey and the IAEA for the Application of Safeguards in Connection with NPT (CSA)) ve Türkiye ile UAEA Arasında NPT Antlaşmasına İlişkin Olarak Güvenlik Denetimi Uygulanmasına Dair Anlaşmaya Ek Protokol (Protocol Additional to the Agreement Between the Government of the Republic of Turkey and the IAEA for the Application of Safeguards in Connection with NPT (AP)):

NPT anlaşmasına taraf olan ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini tespit ve teyit etmek amacıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) görevlendirilmiştir. Ülkeler bu amaçla UAEA ile CSA imzalamaktadırlar. CSA anlaşmaları kapsamında yapılan UAEA denetimlerinin yetersiz kaldığının görülmesi üzerine bu anlaşmaya ek protokol (AP) yapılması kararlaştırılmıştır. Ülkemiz UAEA ile hem CSA hem de AP’yi imzalamıştır.

Nükleer Güvenlik Sözleşmesi (Convention on Nuclear Safety):

1986 yılında o zamanki Sovyetler Birliği sınırları içerisinde bulunan Çernobil Nükleer Santralinde meydana gelen kaza sonrası uluslararası toplum nükleer güvenliği iyileştirici tedbirler üzerinde tartışmaya başlamış ve uzun süren müzakereler sonucunda nükleer güvenliği iyileştirmeyi hedefleyen Nükleer Güvenlik Sözleşmesi üzerinde mutabakata varmıştır. 1994 yılında yürürlüğe giren bu sözleşme ile taraf ülkeler ülkelerinde bulunan nükleer santrallerle ilgili nükleer güvenliği en üst düzeyde sağlama taahhüdünü vermekteler ve kendi sistemlerini diğer taraf ülkelerin gözen geçirmesine açmaktadırlar. Her üç yılda bir taraf ülkeler tarafından sözleşme kapsamındaki yükümlülükleri ile ilgili durum ve gelişmeleri içeren bir Ulusal Rapor hazırlanmakta, raporlar Viyana’da düzenlenen bir konferans ile diğer ülkeler tarafından değerlendirilmektedir. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen Fukuşima kazasından sonra Nükleer Güvenlik Sözleşmesinin güçlendirilmesi ile ilgili öneriler olmuş ancak henüz bu konuda bir mutabakata varılamamıştır. Ülkemiz bu sözleşmeye taraftır ve 1998 yılından beri gerçekleştirilen bütün gözden geçirme konferanslarına katılmıştır.

Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme (Joint Convention on the Safety of Spent Fuel Management and on the Safety of Radioactive Waste Management):

Bu sözleşme ile nükleer tesislerde kullanılmış olan yakıtların ve nükleer enerji ve iyonlaştırıcı radyasyon ile ilgili faaliyetler sonucu ortaya çıkan radyoaktif atıkların güvenli bir şekilde yönetiminin sağlanması hedeflenmektedir. Sözleşme 2001 yılında yürürlüğe girmiş olup ülkemiz henüz bu sözleşmeye taraf değildir. Ancak sözleşmeye taraf olmamızla ilgili onay süreci Türkiye Büyük Millet Meclisinde devam etmektedir.

Nükleer Kaza Halinde Erken Bildirim Sözleşmesi (Convention on Early Notification of a Nuclear Accident):

1986 yılındaki Çernobil nükleer kazası sonrası kabul edilen bu sözleşme ile bir taraf ülkede nükleer kaza meydana gelmesi halinde kazadan etkilenebilecek diğer taraf ülkelerin kendi tedbirlerini uygun bir zamanda ve şekilde almalarına yardımcı olmak üzere kazanın olduğu taraf ülkenin diğer taraf ülkelere kaza ile ilgili teknik bilgileri zamanında vermeleri hedeflenmiştir. Sözleşmeye ülkemiz taraftır.

Nükleer Kaza veya Radyolojik Acil Hallerde Yardımlaşma Sözleşmesi (Convention on Assistance in the Case of a Nuclear Accident or Radiological Emergency):

1987 yılından yürürlüğe giren sözleşme ile taraf ülkelerin talep etmeleri durumunda ülkelerinde meydana gelen bir acil durumda diğer taraf ülkeler tarafından uzman ve ekipman sağlayarak veya diğer şekilde desteklenmesi hedeflenmiştir.

Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşme (Convention on The Physical Protection of Nuclear Material):

1987 yılında yürürlüğe giren sözleşme ile nükleer maddelerin hırsızlık ve sabotaj gibi kötü niyetli hareketlere karşı korunması hedeflenmiştir. Sözleşme 2005 yılında nükleer tesisleri de içerecek şekilde ve diğer ilavelerle revize edilmiştir. Ancak 2005 revizyonu henüz yeterli sayıda taraf ülke tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girmemiştir. Ülkemiz bu sözleşmeye taraf olup 2015 yılında 2005 revizyonunu da onaylamıştır.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (International Atomic Energy Agency):

Nükleer güvenlik alanında önemli çalışmalar yürüten organizasyonların başında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gelmekte, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) 1957 yılında nükleer enerjinin sadece barışçıl amaçlarla kullanılmasını teşvik etmek amacıyla kurulmuştur. Önemli işlevleri arasında nükleer silahların yayılmasının önlenmesi amacıyla nükleer güvence denetimleri yapmak, nükleer güvenlik ve nükleer emniyet açısından üye ülkelere rehber olacak Nükleer Güvenlik Standartları ve Nükleer Emniyet Standartları geliştirmek, üye ülkelere teknik yardım ve eğitim imkanları sağlamak, üye ülkelerin durumlarını gözden geçirmeye yardım etmek sıralanabilir.

UAEA’nın hazırladığı nükleer güvenlik standartları pek çok üye ülke tarafından kendi ulusal mevzuatını geliştirmede temel teşkil edici önemli dokümanlardır. Bu kapsamda ülkemiz de hazırladığı nükleer güvenlik temelli mevzuatı geliştirirken UAEA’nın güvenlik standartlarını temel almaktadır.

UAEA, yukarıda sayılan uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin sekreterya görevini de yürütmektedir.

UAEA’ya ilave olarak Uluslararası Radyasyondan Korunma Komitesi (International Committee on Radiation Protection), OECD Nükleer Enerji Ajansı (OECD Nuclear Energy Agency) gibi küresel ve bölgesel çapta nükleer güvenliği destekleyici faaliyetler yürüten pek çok uluslararası kuruluş ve organizasyon bulunmaktadır.

4) Sonuç

Nükleer enerji hem elektrik enerjisi üretimi hem de diğer kullanım alanlarıyla dünya ülkeleri için önemli bir kaynaktır. Bu kaynağın güvenli ve emniyetli bir şekilde kullanımını garanti altına almak amacıyla ülkeler ulusal nükleer düzenleyici sistem kurmakta ve nükleer enerji ile ilgili faaliyetleri sıkı düzenleyici kontrol altında tutmaktadırlar. Nükleer enerjinin tüm dünya ve insanlığın refahı için barışçıl amaçlarla kullanımını sağlamak üzere ulusal nükleer düzenleyici sistemler uluslararası enstrüman ve işbirlikleriyle desteklenmektedir.

Ülkemiz nükleer enerji kullanımı ile ilgili faaliyetlerine dünya ile birlikte erken yıllarda başlamış ve buna paralel olarak nükleer düzenleyici sistemini oluşturmuştur. Ancak nükleer santraller kurulması ve nükleer enerjinin elektrik enerjisi üretiminde kullanılması çalışmaları son yıllarda hız kazanabilmiştir. Bu kapsamda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Türkiye’nin nükleer düzenleyici kurumu olarak nükleer enerjinin ülkemizde güvenli ve emniyetli bir şekilde kullanılmasını garantiye almak için faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürmektedir.

KAYNAK:

Enerji ve Diplomasi Dergisi

http://enerjivediplomasi.com/makale.aspx?makaleNo=40

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on VK