Nükleer Santraller Çevreye Zarar Verir Mi ?

TÜİK’in verilerine göre Türkiye’de kişi başı sera gazı emisyonu (Karbondioksit eşdeğerine göre) 1990-2013 yılları arasında %110 artış göstermiş. 1990 yılında kişi başı emisyon 3,96 ton iken bu değer 2013 yılında 6,04 tona ulaşmış. Yine TÜİK verilerine göre 2013 yılındaki toplam karbondioksit emisyonlarının %82,2’si enerji sektöründen kaynaklanıyor.

Dünya Nükleer Birliği’nin (World Nuclear Association-WNA) verilerine bakılacak olur ise toplam yaşam döngüsü (santralin imalatından sökümüne) dikkate alındığında en fazla sera gazı emisyonu yapan enerji santralleri; sırasıyla, linyit, kömür, petrol, doğalgaz; yani fosil yakıtlı santraller olduğu görülmektedir. Örneğin, 1 kWh elektrik başına salınan karbon miktarı kömür santrallerinde 1000 gram, petrol santrallerinde 840 gram ve doğalgaz santrallerinde 470 gramdır. Bu çerçevede, ülkemizdeki sera gazı emisyon artışının ana nedeni son 25 yıllık süreçte fosil yakıtlı kaynakların enerji sektöründe kullanımının hızla artması olarak gösterilebilir.

Ayrıca, WNA’nın verilerine göre nükleer güç santrallerinden kaynaklanan sera gazı emisyonunun güneş ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından düşük, hidroelektik ve rüzgar santralleri ile aynı seviyede olduğu görülebilir. Örneğin, 1 kWh elektrik başına salınan karbon miktarı güneş santralleri için 46 gram iken bu değer nükleer santraller için 16 gram, rüzgar santralleri için 12 gram ve hidroelektrik santralleri için 4 gram civarında. Böylece kurulacak nükleer santrallerle çok daha az sera gazı emisyonu olacak. Böylece hem hava kalitesi artacak hem de küresel ısınmanın önüne geçilecek.

 

nükleer temizdirABD’de NASA ve Columbia Üniversitesi ortaklığında gerçekleştirilen bir araştırma, nükleer santrallerin yaşam kurtardığını göstermektedi. Bilindiği üzere fosil yakıtlı santraller, solunum yolu hastalıklara sebep olan sülfür dioksit ve nitrojen dioksit salımı yapmaktadır. Fosil yakıtlı santraller yerine yine bir baz yük santrali olan nükleer santrallerin kurulması, solunum yolu hastalıkları ile bu hastalık nedeniyle meydana gelebilecek ölümlerin önüne geçilmesini sağlamaktadır. Örneğin, 1971-2009 yılları arasında, fosil yakıtlı santraller yerine nükleer santrallerin kurulması ile yaklaşık 64 milyar ton sera gazı salımı engellenmiş ve ayrıca aynı yıllar arasında solunum yolu hastalıkları sonucunda meydana gelebilecek 1,84 milyon ölümün önüne geçilmiştir.

Diğer taraftan nükleer santraller, fosil yakıtlı santrallere göre daha az miktarda yakıt kullanmakta. Buna paralel olarak daha az miktarda atık çıkarmakta. Örneğin 1.000 MWe kurulu güçteki bir enerji santrali için gerekli yıllık yakıt miktarı aşağıda verilmiştir.

  • 2.600.000 ton kömür (2000 tren vagonu)
  • 2.000.000 ton petrol (10 büyük tanker)
  • 30 ton uranyum (orta büyüklükte bir oda)

temizz

 

Bunların yanı sıra nükleer santraller için ihtiyaç duyulan arazi miktarı yenilenebilir enerji santrallerine göre oldukça küçük. Örneğin 5000 MW gücündeki bir nükleer santral için gerekli alan 1-4 kilometre kare arası iken aynı miktar enerji üretecek yenilenebilir kaynaklar için ihriyaç duyulan alanlar şu şekilde;

  • Güneş santrali için 500 kilometre kare (Yalova’nın yüzölçümünün yüzde %60’ı),
  • Rüzgar santrali için 600 kilometre kare (Yalova’nın yüzölçümünün yüzde %70’i),
  • Baraj tipi bir hidroelektrik santrali için 2400 kilometre kare (Düzce’nin yüzölçümü).
Paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on VK