Nükleer Kazalar

Çernobil Santrali – RBMK

Çernobil nükleer santrali 1977-1983 yılları arası 4 ünitesi devreye alınmış olup, bugünkü Ukrayna- Belarus sınırındadır (Kiev’e 7 km). İstanbul’a yaklaşık 1500 km uzaklıktadır. Çernobil Nükleer santralı Rus tasarımı bir reaktördür. Ancak günümüzde kullanılan PWR ve BWR tipi reaktörlerden oldukça farklıdır.

En temel farklılık nötronları yavaşlatmak için su yerine grafit kullanılmasıdır, Çernobil kazasını tetikleyen en önemli etken bu olmuştur. Günümüzde işletme halinde olan RBMK tipi 11 Nükleer santral bulunmaktadır ve hepsi Rusya’dadır.[1] Ukrayna ve Litvanya 5 adet RBMK tipi reaktörü kapatılmış olup, Rusya’da inşası süren Kursk-5 RBMK tipi reaktör ertelenmiştir.

Temel Farklılıklar;

– RBMK tipi reaktörlerde her yakıt demeti kendi basınç kabı içindedir. Dolayısıyla yakıt değişimleri reaktör çalışırken yapılabilmektedir. PWR’lerde yakıt değişimi için reaktörün durdurulması gerekmekte olup yakıtlar reaktör basınç kabının içindedir.

– PWR reaktörlerinde suyun iki fonksiyonu vardır: reaktörü soğutmak ve nötronları yavaşlatmak. RBMK’larda su sadece reaktörü soğutmak için kullanılır, nötronların yavaşlatılması katı grafitle (karbon) sağlanır.

– RBMK’larda koruma kabı (containtment) yoktur. PWR’lerde vardır.

RBMK dizaynı[2]
1_21

– Çernobil kazasının olmasındaki en büyük etken nötronları yavaşlatmak için kullanılan grafit malzemesinin yüksek sıcaklıkta yanıcı bir madde olmasıdır.[3]

– RBMK tipi reaktörlerde pozitif reaktivite vardır. Yani artan sıcaklık güç artışını tetiklemektedir. PWR reaktörlerinde negatif reaktivite vardır. Sıcaklığın arttığı durumda güç artışı düşmekte böylece kendini dengeleyen pasif bir güvenlik sistemi mevcuttur.

– Reaktörde soğutucu suyun kaybıyla yükselen sıcaklık sonucu grafitler alev almış ve 10 gün söndürülememiştir. Bu yangın ve çeşitli patlamalar sonucu radyoaktif maddeler çevreye yayılmıştır.

– Bunlara ek olarak batı tasarımı olan reaktörlerde (PWR ve BWR) uygulanan düzenleyici, denetleyici prosedürlerin olmaması ve acil durum eylem planlarının Rus reaktörlerinde mevcut olmaması sonuçların ağırlaşmasına neden olmuştur.

Çernobil Nükleer Kazasının Sonuçları ve Etkileri

Çernobil nükleer kazasının etkilerini inceleyen bir çok rapor yayınlanmıştır. Bu raporlara göre Çernobil, ticari olarak kullanılan ve radyasyondan dolayı ölümle sonuçlanan kaza yaşayan tek nükleer reaktördür.[4] Çernobil’de kaza anında 600 çalışan vardı. Aşırı radyasyona maruz kalan 28 kişi kazadan sonra 4 ay içinde ölmüştür. 106 işçi ise akut radyasyon sonucu hastalanmıştır. Ayrıca 2 işçi kaza anında patlama sonucu ölmüştür.

Birleşmiş Milletlerin Kasım 2005 tarihli raporunda, radyasyon sebebiyle kansere yakalanan ve ölen 4000 hastadan 56 tanesi teorik olarak Çernobil’den kaynaklanmaktadır. 56 hastanın 49 tanesi acil durum işçisi olarak santralde çalışmış olup, 9 tanede tiroid kanser vakası teşhisi konulmuştur.[5],[6] 2005 yılında yapılan Çernobil Forum’unun sonuçlarına bakıldığında 56 kanser hastasının ölümüyle sonuçlanan vakada hayatta kalma oranı %99 olarak belirlenmiştir[7].Yine aynı rapora göre lösemi ve diğer kanser türleri ile Çernobil kazası arasında bir bağlantı bulunamamıştır.

Sovyet bilim adamlarına göre, Çernobil 4 reaktörü 190 metrik ton uranyum ve fisyon ürünlerine sahipti. Bu ürünlerden %13-30 arası miktar atmosfere salınmıştır. Kontamine olan alanların %60’ı Belarus’ta ve diğer büyük bir kısmıda Ukrayna’nın kuzey bölgesidir.

Kısa dönemli etkilere baktığımızda;

– Kazanın ilk yılı 211 bin işci temizleme faaliyetlerine katılmıştır ve ortalama 16.5 rem doz almışlardır. (ABD’de alınan ortalama doz miktarı 0.6 rem’dir[8])

– 15 yaş altı çocukların kontamine olmuş sütlerden aldıkları dozlarla Belarus, Rusya ve Ukrayna da çocuklar arasıda hızlı bir yükseliş gözlenmiştir. Çocuk tiroid kanserinde erken teşhiste tedavisi kolaydır.

Uzun dönemli etkilere bakıldığında bölgede yaşayan insanlar için radyasyondan kaynaklı sağlık etkileri hakkında sağlam bir kanıt bulunmamakla birlikte, asıl etkinin psikolojik olduğu belirtilmektedir.6

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK)’in Çernobil kazası sonrası hazırladığı dokümanların özeti şu şekildedir:

“Çernobil nükleer santral kazasının ardından, radyolojik açıdan 131I ve 137Cs genel toplumun ışınlanmasında en fazla payı olan radyonüklitlerdir. Kara ve su yüzeylerinde biriken radyo nuklitlerin miktarı, radyo nuklitlerin fiziksel ve kimyasal özelliklerine, kuru veya yaş birikme biçimine ve topografik ve meteorolojik cevre koşullarına bağlı olarak değişir.

Radyoaktif iyotlar radyolojik açıdan ve özellikle tiroit dozunun belirlenmesinde çok önemli olmakla birlikte, kazadan hemen sonra yaşanan belirsizlik ve 131I’in kısa yarılanma süresi nedeniyle çok az ölçüm alınabilmiştir. Takip eden yıllarda uzun yarılanma ömrü nedeniyle

137Cs, radyolojik acıdan en önemli izotop olmuştur

Reaktörün yakın çevresi dışında, 131I gibi kısa yarılanma ömürlü radyo nuklitlerin insana en önemli ulaşma yolu; bunlarla kirlenmiş sebzelerin (özellikle yapraklı sebzelerin) veya kirlenmiş meralarda beslenen hayvanların sütlerinin kısa sure içinde tüketilmesidir. 131I’in fiziksel yarılanma ömrünün sadece 8 gün olması nedeniyle, yeryüzünde birikmesinden itibaren birkaç hafta içinde topraktan gıda maddelerine geçişi söz konusu olmakta ve uzun sureli transfer ihtimali bulunmamaktadır.

Kent ortamlarında; park, yeşil alan, cadde, yol, meydan, bina çatıları ve duvarları gibi acık alanlar radyonuklitlerle kirlenebilir. Kuru hava koşullarında ağaç, çalı ve çatılar; nemli ve yağışlı hava koşullarında ise toprak, çimen gibi acık alanlar radyonuklitlerle daha fazla kirlenirler.

Yapılan ölçümlerde, evlerin çevrelerinde çatılardan yağmurla sürüklenerek yere inen 137Cs

radyoaktivite derişimi daha yüksek bulunmuştur. Rüzgâr, yağmur ve insan faaliyetleri nedeniyle kent ortamlarında ilk yıl içinde alan kirliliği önemli ölçüde azalmıştır. Günümüzde çoğu yerleşim yerinde radyoaktif kirlilik sonucu oluşan doz hızları kaza öncesi seviyeye düşmüştür.

Tarım alanlarında; ilk zamanlarda çeşitli radyonuklitlerin yüzeyde birikmesi sonucu tarım ürünleri ve bunları tüketen hayvanların ürünlerinde radyoaktif kirlenme gözlenmiştir. Kazadan sonraki ilk günlerde, 8 gün yarılanma ömrüne sahip olan ve etkisi iki ay kadar devam eden radyoaktif iyodun kirlenmiş ot ve yemlerle beslenen hayvanların sütlerine geçmesi ve özellikle çocuklarda tiroit dozuna sebep olmuştur. İlk iki ay içinde farklı bitki türleri özellikle yeşil yapraklı sebzeler, büyüme mevsimine ve bu sıradaki topraktaki birikme hızına bağlı olarak doğrudan kirlenmiştir. Daha sonraki dönemde bitki köklerinin topraktan aldığı radyo nuklitler, özellikle sezyum izotopları (134Cs, 137Cs) önem kazanmakla birlikte çok daha düşük seviyelerde izlenmiştir. Gıda maddelerindeki sezyum radyoaktivite derişimleri, biriken radyoaktivite miktarının dışında toprak cinsi, toprağın işlenme şekli ve ekosistemin özelliklerine göre de değişmektedir. Yüksek seviyelerde kirlenmiş bölgelerde et, sut ve sebzelerde bulunan 137Cs az miktarda da olsa halen iç ışınlanma dozuna katkıda bulunmaktadır.

Ormanlar da; kapalı ve sürekli döngü nedeniyle bitki ve hayvanlarda nispeten yüksek radyoaktivite derişimleri gözlenebilmektedir. En yüksek sezyum radyoaktivite derişimi mantarlar, dağı çilekleri ve av hayvanlarında bulunmaktadır.

Deniz ve gol yüzeyinde biriken radyoaktif maddeler, çok büyük su hacmi içinde hızlı bir şekilde seyreldiklerinden oldukça düşük seviyelerde doza neden olmuştur. Nehirlerde ve küçük gollerdeki radyoaktif kirlilik, erozyon sonucunda oluşmaktadır. Sezyumun büyük miktarlarda su içinde önemli ölçüde seyredilmesi nedeniyle su ürünlerine geçiş oranı oldukça düşük olduğundan bu tur ürünlerin tüketilmesi sonucu alınacak dozlar da düşüktür.

Çernobil Kazasının Sağlık Etkileri

Çernobil kazasının sonuçlarını incelemek üzere günümüze kadar tamamlanan çalışmaların büyük çoğunluğu halkın aldığı ortalama dozların sağlık etkileri ve kaza öncesi ve sonrasında kanser görülme sıklığının bölgesel dağılımının karşılaştırılmasıyla yapılmıştır. Kişisel dozimetri yapılmadığı surece, sağlık etkilerinin nicel olarak belirlenmesi mümkün değildir.

a)Ani ve Beklenen Ölümler

Reaktör çalışanları ve acil durum müdahale ekipleri dış ışınlama nedeni ile 1 -20 Gy arasında yüksek dış ışınlama dozuna maruz kalmıştır. ARS tespit edilenlerin sayısı 134’dur. Bunlardan 28 kişi ilk 4 ay içerisinde radyasyon ve yanıklar nedeni ile olmuştur. Diğer 19 kişi 2004 yılına kadar olan süreçte çeşitli nedenler ile yaşamını kaybetmiştir. ARS ve diğer nedenlerle ölen acil durum çalışanlarının toplamı 50 kişidir. Gelecek yıllarda, ARS teşhisi konulan kişilerden de ölümler beklenmektedir. Çernobil’den etkilenen genel toplum üyeleri arasında ARS nedeni ile ölüm görülmemiştir.

Bu rakam;

  • ARS sonucu yaşamını kaybeden 50 acil durum çalışanı ile tiroit kanserinden dolayı yaşamını kaybeden 9 çocuk,
  • 1986-1987 arasında görev yapan ve yüksek doz alan 200000 acil durum ve iyileştirme çalışanı, tahliye edilen 116000 kişi ve en fazla kirlenmiş alanda yaşayan 270000 kişi olmak üzere yaklaşık 600000 kişilik grup içerisinden radyasyon kökenli çeşitli kanserlerden ölmesi beklenen kişi sayısının matematiksel beklenen değeri olan yaklaşık 4000 kişiyi kapsamaktadır.

Ancak, bu değer olasılık hesabına dayalı bir yaklaşımla bulunduğundan, 4000 civarında kişinin kesinlikle radyasyon kökenli kanser nedeniyle öleceği anlamını taşımamaktadır. Bu tur kavramların doğru olarak anlaşılamaması paniğe neden olmaktadır.

Pek çok ülkenin uzmanları tarafından, acil durum çalışanları ve iyileştirme personeli ile Beyaz Rusya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’da en fazla kirlenmiş alanda yaşayan halk üzerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar sonucunda; (çocuk ve yetişkinlerdeki tiroit kanserine bağlı 9 ölüm dışında) lösemi, diğer kanserler veya kanser dışı nedenlerden dolayı olağan ölüm hızında herhangi bir artış olmadığı saptanmıştır.

b) Tiroit Kanseri

Tiroit kanseri vakalarından büyük bir çoğunluğunun yüksek tiroit dozu alan kişilerde meydana geldiği tespit edilmiştir. Çocuklarda tiroit bezi, kemik iliği ile birlikte radyasyon hassasiyeti en yüksek olan organ ve dokulardandır. Işınlanma sırasındaki kişilerin yaşı, risk konusunda en belirleyici faktördür. Çeşitli çalışmalarda riskin ilerleyen yaş ile azaldığı belirlenmiştir. Atom bombasından hayatta kalanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, tiroit kanseri vakalarının, ışınlanma sırasında 10 yaş ve altındakilerde olduğu ve en yüksek riskin ışınlanmadan 15-29 yıl sonra görüldüğü, 40 yıl sonrasına kadar bile riskin yükselebileceği bilinmektedir.

Kazadan önceki dönemlerde yapılan çalışma sonuçlarına dayanılarak, tiroit kanseri kuluçka döneminin ışınlanmadan 10 yıl sonra ortaya çıkması beklenirken, Çernobil kazası sonrasında tiroit kanseri artışı kazadan en fazla etkilenen Beyaz Rusya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’da ilk 5 yıl içerisinde görülmüştür,

1992-2000 yıllarında, Beyaz Rusya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’da kaza tarihinde, 0-18 yaşında olan çocuklar arasında ortaya çıkan 4000 tiroit kanseri vakasından 3000’i kaza tarihinde 0-14 yaşında olan çocuklardır.

1986–2002 arasında Beyaz Rusya’da, çocuklarda 1152 tiroit kanseri teşhis ve tedavi edilmiştir. Bunlardan %98,8’i hayatta kalmış, 8 kişi tiroit kanseri nedeni ile 6 kişi de diğer nedenlerden dolayı yaşamını kaybetmiştir. Tiroit kanseri nedeni ile Rusya’da 1 kişi hayatını kaybetmiştir. Çernobil kazası sonucunda Beyaz Rusya’da ortaya çıkan tiroit kanserlerinin sayısının yaş gruplarına göre dağılımı verilmiştir,

1_22

Beyaz Rusya’da yıllara göre teşhis edilen tiroit kanseri sayısı

Rusya Federasyonu’nda Bryansk bölgesinde yaşayan 184919 kız ve 188908 erkek çocukta 1991- 2001 yılları arasında tiroit kanseri konusunda yapılan çalışma sonuçlarına göre

  • Tiroit kanseri vakalarının 2050 yılına kadar görülebileceği,
  • 1991-2050 yılları suresince
    • Kızlarda; kendiliğinden oluşan 1529 ve radyasyona bağlı 1293 vaka olmak üzere toplam 2822,
    • Erkeklerde; kendiliğinden oluşan 147 ve radyasyona bağlı 397 vakanın görülebileceği,
    • Kız ve erkeklerde toplam olarak; kendiliğinden oluşan 1676 ve radyasyona bağlı 1685 tiroit kanser vakasının ortaya çıkabileceği tahmin edilmektedir.

Beyaz Rusya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’da yapılan detaylı çalışma sonuçlarına göre, tiroit kanseri için izleme programların sistematik olarak devam edilmesi gerektiği belirtilmektedir.

 c) Lösemi ve Diğer Kanserler

150 mGy’in uzerinde doz alan acil durum çalışanları ile iyileştirme personeli arasında 1986-1996 döneminde lösemi vakalarında 2 katlık bir artış gözlenmiştir. Lösemi vakalarındaki artış konusunda çalışmalar devam etmektedir. Ancak, ışınlamanın üzerinden gecen sure nedeni ile radyasyon kökenli lösemi riski azaldığından, zamanla lösemiden olum veya hastalık oranları da gittikçe önemini kaybedecektir.

Epidemiyolojik çalışmalar lösemi riskinin radyasyon ile yükseldiğini açıkça göstermiştir. Ancak, Çernobil kazası nedeni ile ciddi olarak kirlenmiş eski Sovyetler Birliği ve diğer bölgelerde; çocuklarda ve genel halkta bugüne kadar iyonlaştırıcı radyasyona bağlı olarak lösemi riskinde artış görülmemiştir.

Uzun dönemli epidemiyolojik çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre; radyasyon nedenli lösemi dışındaki kanserlerin ortaya çıkma sureci 10 yıllık kuluçka döneminden sonra başlamaktadır.

Bu nedenle, yüksek dozda ışınlanan kişilerin tıbbi takibi için yıllık kontrollerin yapılmasına devam edilmelidir.

d)Doğum Anomalileri ve Genetik Etkiler

Çernobil’den etkilenen bölgelerde yaşayanlar üzerinde yapılan çalışma sonuçlarına göre, kadın ve erkeklerde üreme fonksiyonları acısından radyasyona ilişkilendirilebilecek herhangi bir azalma gözlenmemiştir. Doğum anomalileri, düşük, erken doğum gibi vakaların meydana gelmesi olası görülmemektedir.

Çernobil’den etkilenen bölgelerde çocuk sahibi olma kaygılardan dolayı doğum hızında azalma görülebilmektedir.

Beyaz Rusya’da, düşük ve yüksek kirlenme bölgelerinde yapılan çalışmalarda, doğumsal anomalilerde, çok düşük düzeyde ancak kararlı bir artış görülmektedir. Bu artışın kayıt sistemindeki gelişmeler sonucunda ortaya çıktığı, radyasyon ile ilişkili olmadığı düşünülmektedir.

e) Diğer Hastalıklar ve Sağlık Sorunları

Son zamanlarda, bazı çalışma grupları içerisinde, yüksek dozda radyasyonla ilişkilendirilebilecek kardiyovaskuler hastalıklarda artışa işaret eden bulgular gezlenmiştir.

Rus acil durum çalışanları ve iyileştirme personelinde, son zamanlarda dolaşım sistemine bağlı olum ve hastalıklarda bir miktar artış görülmektedir. Dolaşım sistemi hastalıklarının ortaya çıkması, stres ve sağlıksız yaşam koşulları gibi diğer etken faktörlere de bağlı olabileceğinden dikkatle incelenmelidir. Çernobil kazasından sonra, çocuklar, acil durum çalışanları, iyileştirme personelinin gözlerinde yapılan incelemeler radyasyon nedeni ile katarakt gelişimini açıkça ortaya koymuştur. Yapılan araştırma sonuçlarına göre 250 mGy üzerindeki dozların katarakt oluşumuna neden olabileceği tespit edilmiştir.

Bazı araştırmacılar, kirlenmiş bölgelerde yaşayan insanlarda geçici işgücü kaybı rapor etmiştir. Sindirim, sinir, iskelet, kas ve dolaşım sistemlerinde yüksek oranda kronik etkiler rapor edilmiştir. Ancak, pek çok araştırmacı bu bulguları, yaş dağılımında değişim, yaşam kalitesinin kötüleşmesi ve kaza sonrası yeniden yerleştirme gibi önlemlere bağlamaktadır.

Son on yılda, Çernobil kazasından kaynaklanan radyasyon nedeni ile bağışıklık sisteminde etkilenmeler konusunda pek çok yayın hazırlanmıştır. Ancak, özellikle enfeksiyonlar ve beslenme düzeni gibi tüm sonuçları değiştirecek diğer faktörlerin dikkate alınmasındaki belirsizlikler nedeni ile sonuçları yorumlamak zordur.

Kaza sonrası Türkiye’de durum

 Atmosferik dağılımın Türkiye üzerindeki etkileri 1 Mayıs 1986 tarihinden itibaren görülmeye başlanmış ve radyoaktif bulut hareketi ile yağış miktarlarına bağlı olarak bölgeden bölgeye farklılıklar göstermiştir. Türkiye genelinde Doğu Karadeniz Bölgesi dışındaki alanlarda olcum yapılan bölgelerin toprağındaki 137Cs kirlilik düzeyi 1986 yılı için ortalama olarak 6 kBq/m2 civarında bulunmuştur. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Pazar-Hopa arasındaki kıyı şeridinde yer alan, bulutun geçişi sırasında yoğun yağış alan yerlerde aktivitenin 181 kBq/m2’ye ulaştığı sıcak noktalar tespit edilmiştir. Topraktaki radyoaktivite kirlilik düzeylerinin incelenmesinden, en fazla etkilenen yerlerin, yoğun yağış alan bölgeler olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’nin toprak radyoaktivite ölçümleri sonucunda bulunan değerler, kaza tarihindeki Türkiye yağış bilgileri ile birlikte değerlendirildiğinde, sonuçların uluslararası kuruluşlarca bu amaçla hazırlanmış atmosferik dağılım modelleri ile uyumlu olduğu görülmektedir.

Alınan Dersler

Çernobil kazası sonrasında çeşitli ülkelerdeki kamu yetkililerinin gösterdikleri tepkilerden; ülkelerin bu büyüklükte bir kaza ile başa çıkmak için hazırlıklı olmadıkları, acil durum planlama ve hazırlıklar konusunda teknik ve kurumsal eksiklikler bulunduğu, çok önceleri alınması gereken kararların kaza surecinde alınmak zorunda kalındığı görülmüştür.

Çernobil kazasından alınacak dersler; reaktör güvenliği, büyük kazaların yönetimi, müdahale

kriterleri, acil durum müdahale yöntemleri, hızlı haberleşme sistemleri, radyasyona maruz kalanların izlenmesi ve tıbbi tedavisi, çevresel izleme yöntemleri, radyo ekolojik süreç, arazi ve tarımsal yönetim, kamuoyunun bilgilendirmesi gibi pek çok alanı kapsamaktadır.

Kazadan alınan en önemli ders, büyük bir nükleer kazanın sınırlar ötesi etkisinin kaçınılmaz olduğu, yol açtığı sonuçların kaza yerinden çok uzak bile olsa bir çok ülkeyi doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyeceğinin anlaşılmış olmasıdır. Bu sonuç bazı ülkelerde ulusal acil durum uygulama planları yapılmasına vesile olmuştur.

Acil durum yönetim kriterlerinin belirlenmesi ve koordinasyon sağlanması gibi alanlarda uluslar arası işbirliğinin genişletilmesi ve kuvvetlendirilmesi yapılan faaliyetlerin en önemlilerindendir. Bu çalışmalar kapsamında 1987 yılında;

  • “Nukleer Kazaların Erken Bildirimi Anlaşması”
  • “Nukleer ve Radyolojik Kazalarda Acil Yardım Anlaşması” hazırlanmıştır.

Bu anlaşmalara dayanılarak UAEA, etkilenen ülkelerin talebi üzerine yardım sağlama ağı ile birlikte acil nükleer ya da radyolojik durumlarda bildirimde bulunma ve bilgi alış verişi sağlamak üzere bir sistem kurmuştur.

Avrupa Konseyi’nin 87/600 kararına istinaden de Avrupa Topluluğu Acil Radyolojik Bilgi değişim Sistemi (ECURIE) oluşturulmuştur.

OECD/NEA tarafından “Uluslararası Nükleer Acil Durum Tatbikatı” (INEX-International Nuclear Emergency Exercises) programı oluşturulmuş, FAO ve WHO tarafından Çernobil kazası ve daha sonraki olası kazalar için uluslararası ticarette gıdalara uygulanacak radyoaktivite limitleri belirlenmiş ve kaza büyüklüklerini tanımlamak üzere UAEA tarafından “Uluslararası Nükleer Kaza Şiddeti Ölçeği” (INES-International Nuclear Event Scale) hazırlanmıştır.

Çernobil kazası, ülkelerin radyasyondan korunma ve nükleer acil durumlar için kendi planlarını gözden geçirmelerini sağlamıştır. Bunun sonucunda birçok ülkede ulusal düzeyde nükleer acil durum planlarının yapılması sağlanmıştır. Özellikle büyük nükleer kazaların yönetimine ilişkin bu yeni anlayış, radyasyonun zararlı etkileri ve tıbbi tedavisi ile ilgili bilgileri arttırma çabalarına yeni bir bakış acısı getirmiş ve radyo ekolojik araştırmalar ve çevresel izleme programlarını yeniden canlandırmış, çevresel örneklerde radyoaktivite analizleri için yöntem ve standartların geliştirilmesine neden olmuştur.

Kaza ve sonrasında kamuoyunun bilgilendirilmesi kriter ve yöntemlerinin önemi daha iyi anlaşılmış, bu konuda önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

Birçok ülkede, kurumlar arasında yetki ve sorumluluk dağılımı acısından, belirlenmiş ortak bir anlayış olmamasından kaynaklanan karmaşa nedeni ile pek cok problem yaşanmıştır. Bu durum, kazadan önce üstlenilmesi gereken sorumluluk ve yetki sınırlarının belirlenmiş olmasının önemini ortaya koymuştur. Koruyucu önlemlerin etkin bir bicimde uygulanabilmesi için altyapının yeterliliği ve sürekliliğin önemi anlaşılmıştır. Hızlı iletişim sistemleri, müdahale ekipleri ile çevresel izleme programlarının altyapı kapsamına alınmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Kaza sırasında, kısa sure zarfında yapılması gereken işlemlerin çok karmaşık ve zaman alıcı olması nedeni ile; (iyot tabletleri dağıtımı, tahliye gibi) müdahale planlarıyla ilgili lojistik sorunların karşılanmasına hazır olunmalı ve tehlike durumu planlarının düzenli olarak tatbikatlar ile denenmesinin gerekliliği belirgin bicimde görülmüştür. Müdahale eylemleri ve bu müdahalelerin hangi seviyelerde yapılacağı hususunda, uluslararası platformda mutabakat sağlanmasının ve en kısa zamanda etkin bir bicimde uygulamaya konulmasının önemi ortaya çıkmıştır.

Çağdaş endüstriyel dünyanın tarihi Çernobil kazasına benzer ve hatta çok daha şiddetli birçok felaketlerden etkilenmiştir. Ancak, bu kazanın yarattığı sosyal ve psikolojik etkiler nedeni ile yaşanan sorun ve karmaşalar kazanın sonuçlarından daha ciddi ve vahim olaylar yaşanmasına neden olmuştur.

Kısa vadede ortaya çıkan ciddi sağlık sonuçları, fiziksel, ekonomik ve endüstriyel zararlarının yanı sıra uzun vadede beklenen sağlık sorunları, sosyoekonomik bozulma, psikolojik stres ile birlikte nükleer enerjinin imajının bozulmasına yol açmıştır. Uluslararası toplum bu olaydan alınan dersleri kavramak, değerlendirmek ve gelecekte olası başka olaylar ile başa çıkabilmek için caba göstermiş olup bu çalışmalar devam etmektedir.

Kazaya ve radyoaktif kirlenmeye dair güvenilir bilgilerin o dönemdeki eski Sovyetler Birliği yönetimi tarafından 2 yıl boyunca verilmemesi, verilen bilgilerin yeterli olmaması kazadan etkilenen ülkelerde halkta resmi bilgiye olan güvensizlik, pek çok hastalık ve sağlık probleminin hatalı olarak radyasyondan kaynaklandığına dair inanç oluşmasına neden olmuştur. Bu olumsuz sonuçlar, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de yaşanmıştır.”

Fukuşima Santrali – BWR

Japonya tarihinin en büyük depremlerinden biri 11 Mart 2011 tarihinde 8,9 büyüklüğünde gerçekleşti. Yaşanan deprem sonrasında oluşan tsunami, yaklaşık 60 yıllık nükleer santral işletmeciliğinde yaşanan en ciddi kazalardan birine sebep oldu.

Tsunaminin vurduğu kıyıda kurulmuş olan Fukuşima Daiçi nükleer santralinde yaşanan kazanın yine aynı kıyıda bulunan Fukuşima Daini nükleer santralinde yaşanmaması, nükleer santrallerdeki insan faktörü, güvenlik standartları, düzenleyici ve denetleyici usûl ve yöntemlerin tüm dünyada gözden geçirilmesine yol açmıştır.

Depremin meydana geldiği bölgede, 4 nükleer santralde toplam 11 nükleer reaktör mevcuttu. 11 nükleer reaktörden 8 tanesi dizel jeneratörler yardımı ile kapanma sonucu oluşan atık ısıyı atabilmiş ve 4 gün sonra güvenli kapanma moduna (cold shutdown) geçmiştir.

Fukuşima Daichi nükleer santralinde 6 ünite olup 11 Mart tarihinde sadece 3 ünite güç üretimi yapmakta diğer ünitelerin ise kapalı olduğu bilinmektedir. Yaşanan deprem ile birlikte Fukuşima Daiçi nükleer santralinin tüm üniteleri otomatik kapanma sisteminin devreye girmesi ile birlikte başarılı bir şekilde kapanmıştır.

Kapanan santralden atık ısıyı çekmek üzere yedek güç üniteleri (dizel jeneratörler) devreye girmiş, deprem sonrası oluşan 14-15 metre yüksekliğindeki dev dalgaların kıyıyı vurmasına kadar tasarım temellerine uygun olarak çalışmıştır.

Yaklaşık bir saat sonra dev dalgalar kıyıya ulaşmış, santral önünde bulunan koruma duvarını aşarak dizel jeneratörlerin bulunduğu alanı kaplamıştır. Su altında kalan dizel jeneratörler işlevini yitirmiş ve bugün bildiğimiz manzara ile karşı karşıya kalınmıştır.

Fukuşima Daichi nükleer santrali tasarımı ikinci nesil kaynar su reaktörüdür (BWR) ve kazanın olduğu ilk üç ünite 1971 ile 1975 yılları arasında devreye alınmıştır.

Reaktörlerin kapalı konumlarında güvenli bir şekilde tutulmasını sağlayan Reaktör Kalbi İzolasyon Soğutması sistemi, Atık Isı Uzaklaştırma sistemi ve Acil Durum kalp Soğutma Sistemi, Yüksek Basınç Soğutucu İlave Sistemi, Düşük Basınç Soğutucu İlave Sistemi bu tasarımda mevcuttur. Ancak bu sistemlerin devreye alınması için bir elektrik gücüne ihtiyaç duyarlar. Bu güçte dizel jeneratörler ve destek bataryalarından sağlanır.

Ayrıca 11 Mart tarihinde 4. Ünite rutin denetlemede olduğundan reaktör içindeki yakıt kullanılmış yakıt havuzunda bulunmaktaydı. Kazanın oluşumunda kullanılmış yakıt havuzlarındaki suyun kaybedilmesi neticesinde, su buharı ve metalin oksitlenme reaksiyonu sonucu açığa çıkan hidrojen gazının patlamasına neden olmuştur.

Fukuşima kazası sonrası başta ABD ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile uluslar arası kuruluşlar olmak üzere Japonya’ya gerekli olan yardımı gönderip, mümkün mertebe az hasarla bu durumun atlatılmasını sağladılar. Aynı zamanda nükleer santral işleten ülkeler işletmede olan veya inşası devam eden kendi santrallerinin güvenlik denetimlerini (stres test) gerçekleştirdiler[9]. Yapılan stres testlerinde nükleer santrallerin kapatılmasını gerektirecek bir duruma rastlanmadı[10].

Fukuşima kazasında en büyük bedeli şüphesiz ki Japonya ödemiştir. Fukuşima kazası öncesinde Japonya’da işletmede olan 48 nükleer reaktör elektrik üretiminin yaklaşık %30’unu karşılıyor ve 2 nükleer reaktörün inşası devam etmekteydi. Fukuşima sonrasında Japonya işletmede olan bütün nükleer santrallerini kapattı ve 2014 yılı sonu itibariyle işletmede olan nükleer santraller bulunmamaktadır. Nükleer santrallerin kapanması ile 2013 yılı sonu itibariyle 93 milyar dolar olan ek  enerji harcamalarına paralel olarak evsel elektrik kullanımda %19, sanayi kullanımda ise %28 oranında fiyat artışı yaşanmıştır. Fiyat artışlarının özellikle sanayide meydana getirdiği maliyet artışları ve sanayi üreticilerinin nükleer enerjiye geri dönülmesi yönünde bir tercihe neden olmuştur[11].

Nükleer santrallerin kapanmasından sonra oluşan ekonomik sıkıntının aşılması için Japonya hükümeti, nükleer enerjiden vazgeçilmeyeceğini ve nükleerin santrallerin elektrik üretim portföyünde olacağını duyurdu. Bu amaçla, bağımsız bir nükleer düzenleme ve denetleme mekanizmasını kuruldu[12]. Nükleer santrallerin yeniden açılması sürecinde yapılan güvenlik değerlendirmelerinin akabinde yerel halkın görüşlerine başvurulması öngörülmektedir. İşletmeciler, nükleer santrallerin yeniden işletmeye alınması için yeni nükleer düzenleme kurumuna 17 başvuru yapmış olup, bu santrallerden Sendai Nükleer santralinin güvenlik değerlendirmesi tamamlanmıştır. Japonya’da ilk santralin devreye alınması işleminin Haziran 2015’te gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

[1] http://www.world-nuclear.org/info/Nuclear-Fuel-Cycle/Power-Reactors/Appendices/RBMK-Reactors/

[2] http://en.wikipedia.org/wiki/File:RBMK_reactor_schematic.svg

[3] Reaktördeki suyun buharlaşması sonucu soğutulamayan reaktörde sıcaklık bir anda yükselmiş ve grafitlerin alev almasına sebep olmuştur.

[4] http://www.nei.org/Master-Document-Folder/Backgrounders/Fact-Sheets/Chernobyl-Accident-and-Its-Consequences

[5] Kazanın olduğu tarihlerde çocuk yaşlardalar.

[6] http://www.nei.org/Master-Document-Folder/Backgrounders/Fact-Sheets/Chernobyl-Accident-and-Its-Consequences

[7] http://www.iaea.org/Publications/Booklets/Chernobyl/chernobyl.pdf

[8] http://www.nrc.gov/reading-rm/doc-collections/fact-sheets/chernobyl-bg.html

[9] http://www.oecd-nea.org/nsd/fukushima/documents/UK_ST_Final_National_Report.pdf

[10] http://www.oecd-nea.org/press/press-kits/fukushima.html

[11] http://www.bloomberg.com/news/2014-04-10/japan-s-cabinet-approves-post-fukushima-basic-energy-plan.html

[12] http://www.wiseinternational.org/node/4076

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on VK