Bir Bilim Yolculuğu-

PROF. ESEN ERCAN ALP İLE BİLİMSEL ÇALIŞMALARI HAKKINDA KONUŞTUK.*

(Ceyhan Aksoy-THY Skylife Dergisi- Şubat 2016)

Prof. Esen Ercan Alp, 1954’de Diyarbakır’da doğmuştur. 1970’te Ankara Kurtuluş Lisesi, 1975’te ODTÜ Mühendislik Fakültesini bitirmiş ve asistan olmuştur. Yüksek lisans ve doktora çalışmaları sırasında ilgi alanını değiştirerek deneysel katı hal fiziğine yönelmiştir. Doktora çalışmalarını IAEA burslusu olarak Almanya’da Hamburg Üniversitesi ve ABD’de Southern Illinois Üniversitesinde tamamlamıştır. 1984’te girdiği Argonne Ulusal Laboratuvarında çalışmaktadır. Dünyadaki en gelişmiş x-ışını kaynağı olan Advanced Photon Source’da yüksek çözünürlüklü x- ışınları spektroskopisine önemli katkılarda bulunmuş ve 1999’da Chicago Üniversitesince verilen yılın bilim adamı ödülünü kazanmıştır. Prof. Alp, Kanada, Almanya, Japonya, Çin ve Ürdün’deki sinkrotron merkezlerinde, ABD Enerji Bakanlığı, NSF, NIH gibi kurumlara hakem ve danışman olarak katkıda bulunmaktadır. Türk Hızlandırıcı Merkezi Uluslararası Bilimsel Danışma Komitesi Başkanıdır

Bize çalışmalarınızdan biraz söz edebilir misiniz?   

Benim esas çalışma alanım proteinlerin, minerallerin veya metallerin içindeki atomlar hangi frekanslarda titreşiyorlar, etraflarındaki moleküllerden ve atomlardan nasıl etkileniyorlar, bunları araştırmak. Bu sayede atomları birbirine bağlayan kuvvetler hakkında bilgi ediniyoruz. Bu bilgiler bize proteinlerin ve enzimlerin nasıl işlev gördüklerini, katalitik olayların atomsal köklerini, enerji sorunun çözümüne katkıda bulunabilecek hidrojen, karbon ve azot dönüşümlerinin nasıl gerçekleştiği gibi konularda yardımcı oluyor. İkinci çalışma alanım ise, minerallerin yüksek basınç altında nasıl davrandıklarını bulmak. Kalan zamanımı ise konferans ve dersler vererek ve diğer ülkelerde benzeri tesislerin kurulması için yapılan aktivitelere öncülük ederek geçiriyorum.   

ABD’de çalışmaya nasıl başladınız?
ODTÜ’den 1975’de metalürji mühendisi olarak mezun olmam, çalkantılı bir döneme denk geldi. Altı ay kadar Türkiye Demir Çelik İşletmelerinde mühendis olarak çalıştım. ODTÜ’de sular biraz durulunca üniversiteye asistan olarak döndüm ve fizik eğitimime başladım. 1978’de Master çalışmamı bitirdiğimde artık deneysel fizik için gerekli donanıma sahip olduğuma inanıyordum. AEK aracılığı ile Uluslararası Atom Enerjisi Kurumundan bir burs bularak Almanya’da Hamburg Üniversitesi’nde Prof. Erich Gerdau’nun yanına gittim.  Bursumun biteceği zaman Türkiye’ye ve ODTÜ’ye dönmeyi planlarken, daha önceden yazıştığım bir üniversiteden bir profesör beni ziyarete geldi ve kendi laboratuvarında çalışmam için ısrarcı oldu ve ABD’ye gitmeye karar verdim. 

Türkiye’deki parçacık hızlandırıcısı kurma çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
Dünyada 1930’dan beri yapılmakta olan parçacık hızlandırıcıları sadece araştırma ve keşif için değil, tıpta kullanılan izotopların üretilmesinden kanser tedavisine, uçak motorlarından geliştirilmesinden ilaç yapımına, yeni enerji malzemeleri üretiminden mikrop tutmayan tekstile kadar günlük yaşantımızın her alanında görev alıyor. Türkiye’de hızlandırıcı teknolojileri konusundaki insan gücü açığını kapatmak ve örnek olacak bir tesis kurmak için 2000 yılından beri Kalkınma Bakanlığı’nın desteğiyle Ankara Üniversitesi’nin öncülüğünde ciddi bir çaba var ve 40 milyon elektron voltluk bir elektron hızlandırıcısı şu anda kuruluş aşamasında. Bu hızlandırıcı, kızıl ötesi ışın yayacak bir serbest elektron lazerine dönüşmeye uygun ve muhtemelen 2018 yılında bu aşamaya geleceğiz. 

Bilimsel gelişmelerin günlük hayata dâhil olması sürecini hızlandırmak mümkün mü? 
Türkiye’de bilimsel çalışmaların ekonomik getirisi olması ve bunun mümkünse hemen olması gerektiğine dair yaygın bir algı var maalesef. Günümüzün getirisi en yüksek teknolojilerine bakarsak bu konular üzerinde en az elli yıldır çalışıldığını göreceğiz. Günümüzde bilimsel gelişmelerin günlük hayata aktarılması daha bilinçli şekilde yapılıyor. Kuluçka merkezleri, teknokentler, inovasyon merkezleri gibi kavramlar artık Türkiye’de çok yaygın. Ancak bilgi üretmekte zorlanıyoruz. Kurumlar, Türkiye’de bu konuda imrenilecek bir davranış sergileyen Kalkınma Bakanlığı’nı örnek almalılar.

Başarılı bir bilim insanı olmanın önkoşulları neler? 
Her şeyden önce başarılı olmak için tabii ki çok çalışmak, meraklı olmak, okuduğunu anlamaya, birleştirmeye ve kıyaslayarak değerlendirmeye tabi tutmak gerekiyor. Bilim insanı olarak başarılı olmak içinse bilime uygun bir ortamda bulunmalı, ön yargıları ve inançları bir yana bırakıp bilginin ve teorinin gereksinimlerini yerine getirmelisiniz. 

Sizce bilimsel potansiyeli yüksek ülkelerin ortak özellikleri var mı?
Sanırım var. Her şeyden önce iyi bir ilk ve orta öğretime sahip olmak gerekiyor. İkincisi, bulunduğunuz çevredeki ülkeler arasında uygarlıkta en ileri ülke olmak gibi bir iddianız olmalı. Bilimsel potansiyeli yüksek diğer ülkelerin bir ortak özelliği de büyük çaplı ulusal araştırma merkezlerinin olması.

Türkiye’de bilimsel yetkinliğe ve altyapıya sahip müesseseler hangileri? 
Büyük çaplı araştırma merkezine en yakın konumda TUBİTAK MAM (Marmara Araştırma Merkezi) var. Yeni açılan merkezlerden Bilkent’deki UNAM (Ulusal Nano Araştırma Merkezi) ve Bilkent, Sabancı ve Koç Üniversiteleri’nde açılan diğer nano araştırma laboratuvarları oldukça başarılı. Yeni sayılabilecek İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi de yüksek potansiyele sahip. 

Bilim yolundaki öğrencilere tavsiyeniz var mı?
Hayat boyu akıl danışmanım olan Dr. Gopal Shenoy’un bana verdiği bir tavsiye ile bitireyim: “Başkalarının popüler yaptığı alanlara girmek yerine, kendi çalıştığın alanı popüler yapmaya bak.
O zaman kazandığını anlarsın.”

Paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on VK